Çift kavgalarında en çok karşılaşılan şeydir suçluyu aramak. Çünkü suçlu bulunduğunda, problemin kaynağının da bulunacağı ve çözüleceği sanılır. Oysaki kavgayı başlatanın aranması, çiftlerde yaygın olarak görülen bir “suçlama oyunu”‘dur.
Bir çift düşünelim. Şikayetçi bir kadın ile içine kapanık bir adam. Adam içine kapandıkça kadın daha çok şikayet eder, kadın şikayet ettikçe adam daha çok içine kapanır ve süreç kısır döngü şeklinde devam eder. Dışarıdan bakan iki gözlemciden biri “Suçlu kadın” der. “O şikayete başlayınca adam içine kapanıyor.” Diğer gözlemci ise “Suçlu adam” der. Önce kendi işine gücüne gömülüyor, kadın bunu üzerine şikayete başlıyor.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken aslında diziyi ilk kimin başlattığı değildir. Birinin hareketi diğerini tetiklemektedir ve bu ikisi içinde geçerlidir. Çiftlerden ikisinin de davranışı, karşı tarafın davranışını koruyup kışkırtılması üzerine döngüsel bir dansa dönüşüyor. Dolayısıyla bu dansın bir başı ve sonu olmadığı gibi, kimin başlattığının da bir önemi yoktur. Asıl önemli olan soru şudur:
BU DÖNGÜDEN NASIL ÇIKARIZ?
Bu döngüden çıkış yapmak için en iyi yöntem, diğer kişinin davranışını koruyup kışkırtmakta oynadığımız rolün farkına varmaktır.
Karşı tarafın %97 suçlu olduğunu bilsek bile, kendi %3’ümüzden hala biz sorumluyuz. Bu karşı taraf suçsuz demek değildir. Ama değiştirebileceğimiz tek şey kendi davranışımızdır.
Karşı tarafta kendi davranışından sorumlu ve aslında o da kendi davranışını değiştirmek, bu döngüden çıkmak istiyor. Ama değişmek istemesine rağmen, onu kışkırtmak, onun davranışını korumasına sebep oluyor. Hepimizin yaşadığı bu kısır döngüde aslında yaşanan paradoks budur.
Kaynak: Öfke Dansı / Dr Harriet Lerner